Dergi Yayıncılığının Geleceği

dergi

Dergi kavramı Türkiye’de hiçbir zaman hakkettiği yeri bulamadı. Dergi yayıncılığı haftalık haber ve aylık erkek dergileri dışında Türkiye’de büyük tirajlar elde edemedi. İnternetin yaygınlaşması ile beraber dergiler Türkiye’de kan kaybetmeye başladı ve reklam pastasından aldığı pay sürekli azaldı. Oysa dergi süreli yayın olmasına rağmen biriktirilen ve referans içerikler geliştiren mecradır. Bir çok edebiyatçı ilk önce dergilerde adını duyurmuş, bir çok bilim adamı ilk önce dergilerde bilimsel çalışmalarını paylaşmıştır. Yani tematik gelişmelerden haberdar olmak ve geleceği daha iyi kavramak için dergileri alıyor ve biriktiriyoruz.  Bir önceki yazımda belirtiğim gibi televizyonun gelişimi ile beraber radyonun bir mecra olarak öleceği öngörülüyordu oysa öyle olmadı. Radyo kavramı yeni teknolojiler ile güncellenip daha da güçlendi.  Bu dergiler için geçerli olacak mı? Daha direkt olarak soracak olursak: Tablet teknolojisinin gelişimi, fiyatlarının ucuzlaması ve yaygınlaşması ile bu mecra dergiler için yeni bir çıkış yolu olabilir mi? Okumaya devam et

Radyonun Sonsuzluğu

Su akar yatağını bulur.

Suyun formsuzluğunu, kararlılığını ve sonsuzluğunu vurgulayan bu atasözü aslında kitle iletişim araçları içinde geçerlidir.  Özellikle 1960’larda batıda yaygınlaşan televizyon yayınları ile radyonun sonunun geldiği söylemi yaygınlık kazanmıştı. Haklı bir gerekçeleri de vardı:  televizyon ilk etapta radyonun görüntülü bir versiyonuydu ve artık insanlar radyo dinlemez, diye düşünülüyordu.

 Televizyonun yaygınlaşmasından onlarca yıl sonra bile hala radyo dinleniyor ama eski yoğunluğunda ve alışkanlığında mı? Tabi ki hayır, radyo kendine yeni bir yatak oluşturdu, radyo televizyon gibi sizi esir almıyor ve siz başka bir şeyle uğraşırken bile radyoyu takip edebiliyorsunuz. Bu radyonun en güçlü özelliği oldu. Radyoda bu özelliğinden su gibi zamanla kendine yeni yataklar yollar buldu. Radyonun bulduğu yeni yatak trafikte mahsur kalanlar oldu. En çok dinlenme zamanı olan drive time  yani sabah 7-9 akşam 5-7 arası  trafiğin en yoğun olduğu saatler oldu. Okumaya devam et

Hangi Marka Elmayı Almalı!

zespri

Pazarda veya markette meyve alışverişi yaparken marka tercihiniz var mı?

Evet bu soru günümüz Türkiye’si için alakasız bir soru kabul ediyorum. Aynı soruyu Amerika veya Avrupa ülkelerinde sorduğumuzda anlamlı cevaplar ve marka isimleri duyabiliriz. Peki neden Türkiye’de meyve için böyle bir durum söz konusu değil? Bizim gelişmekte olan bir ülke olmamızdan mı kaynaklanıyor yoksa sürekli ekonomik krizlerle yaşamamızdan mı kaynaklanıyor! Aslında bir çok nedeni var. Ekonomik krizlerde market markalarının satışlarında patlama olur çünkü tüketici için asıl olan uygun fiyat olur ve market markaları tamda bunun için vardır. Kriz sonraları küçük bir kesim dışında kimse o markaların yüzüne bakmaz ve eski markalarını tercih etmeye başlar. Yine gelişmekte olan ekonomiler için bir çok ürün jeneriktir. Pazarlamacılar, tüketicilerin marka algılarını daha çok lüks yani katma değeri yüksek ürünler üzerinden şekillendirmeye çalışırlar. Sonuçta pazarlamacı yaptığı yatırımı geri kazanmak zorundadır ve bunun hesabını verebilmelidir.

Okumaya devam et

İnternetin Dönüştürdüğü İletişim

İnternet, bireyleri izleyiciden kullanıcıya dönüştürdü ve mecralar karşısında bireyi demokratikleştirdi. Artık kullanıcı özgür; istediği içeriği, istediği zamanda, istediği cihazdan tüketebiliyor. Bir diğer açıdan ise edilgen halini sonsuza kadar terk etti ve ortak yayıncıya dönüştü. Bu demokratikleşme sonucunda soğuk / tek yönlü konvansiyonel mecralarda en ağır yaraları aldı ve almaya da devam ediyor. Peki internet bireyi (Hacktivizm) ve toplumu (Arap Baharı) dönüştürüp değiştirirken ve birçok mecranın önemini azaltırken pazarlama iletişimi açısından bize yalnızca kaos mu sunuyor?

İnternet sunduğu birçok platform ile markalara kendi earned* ve owned* mecraları oluşturup yönetme imkanı sağlıyor. İnternet öncesi dönemde çok kısıtlı yeteneklere sahip olan bu mecralar güçlendi ve demokratik bir yapıya kavuştu. Teoride bir bakkal bile sıfır bütçe ile kendi medyasını (WordPress, Facebook Page, Twitter, Youtube, Foursquare Google + vs..) kurup, yönetebilir. Diğer bir taraftan daha önce paid* medyada (TV, Gazete, Radyo vs.)  entegre bir kampanya yürütmek için milyon liralık bütçeler gerekirken, günümüzde viral ve doğru dijital  kampanyalar ile daha küçük bütçeler kullanılarak aynı etkiyi sağlamak mümkün.
Okumaya devam et

Pazarlama İletiminden İletişime

İnternet öncesi dönemde kitle iletişim mecralarında bir diyalogdan/iletişimden söz etmek neredeyse imkansızdır. Diyaloğun oluşabilmesi için iki tarafında eşit koşullarda konuşabilme gerekliliğini göz önünde bulundurduğumuzda Web 2.0’dan önce kitle iletişim araçlarında diyalog yoktur ve de aslında hepsi birer kitle iletim aracıdır. Bu bağlamda kitle iletim araçlarını kullanan markalar ve iletişim tasarımcıları da bugüne kadar monolog yapmaktaydı.

Monoloğu etkileşime dönüştürmeye çalışan iletişim tasarımcıları çeşitli deneysel yöntemler geliştirdiler. Bunların başında Marshall McLuhan’ı dünyaya tanıtan Howard Luck Gossage gelmekteydi. Gossage 1960-70’li yıllarda geliştirdiği kampanyalarda marka- tüketici etkileşimini arttırmanın yollarını aradı ve yaptığı bazı kampanyalar ile bunu başardı (Reinier Ale).

Okumaya devam et

Mutfak Mobilyasında Dünya Markası Olmak

Tasarımın marka inşasında önemi kuşkusuz yadsınamaz. Bugün dünyanın en önemli markaları tasarım ile farklılaşmış durumdalar ve Ar-Ge yatırımlarının hatırı sayılır bir oranı da tasarıma harcanır.  Bu bağlamda marka olmak için ürünün iletişim dilinden önce tasarımının rakiplerinden farklılaşmış olması gerekiyor. Bu bir çok sektörde önemlidir ama mobilya sektöründe can alıcı bir öneme sahiptir. Örneğin yıllarca kullanacağınız bir mobilyayı satın alırken temelde bütçenize uygun ürünler içinden zevkinize en uygun tasarıma sahip olan ürünü satın alırsınız. Burada bütçe ikinci derecede belirleyicidir; çünkü tüketici mevcut bütçesine uygun bir ürünü hemen satın almaz. Bütçe genelde esnek alabilir ama tüketicinin uzun yıllar kullanacağı ürünle duygusal bir bağ kurması gerektiğinden bütün alternatifleri inceleyip kendine en yakın hissettiği ürünü satın alır. Yani asıl belirleyici ve zaman harcanan süreçte bu süreçtir.  Marka inşasında tasarım bu kadar önemliyken Türkiye’de mutfak mobilyası sektöründe bu göz ardı ediliyor. Yaptığım incelemelerde ülkemizdeki mevcut mutfak mobilyası markaları bu açıdan sınıfta kalıyor hiçbiri dünya markası olma vizyonuna sahip değil, daha çok yerel marka olma yolunda adımlar atıyor. Çünkü pazarın önemli oyuncuları kendi tasarımlarını üretmiyorlar genelde yurtdışında kendini kanıtlamış markaların tasarımlarını özel anlaşmalar ile Türkiye’de üretip satıyorlar.

Zaha Hadid

Sektöre baktığımızda ise sektörün büyüklüğü azımsanmayacak bir büyüklükte 2009 verilerine göre 3 milyar TL dolayında bir ciro gerçekleşmiş. Yerel markaların pazar payı ise %15-20 arasında pazarı domine edenler ise marangoz atölyeleri ve atölye irisi firmalar. Bunun en önemli nedeni de sektörün marka algısının zayıf olması.

Okumaya devam et

IKEA: Bir Mobilya Markası

Başarı tesadüf değildir çok klişe bir sözcük ama klişe olması gerçek olduğunu değiştirmez. Neden mi bunları yazıyorum! IKEA’yı ve pazarlama sürecini incelediğimizde her ayrıntının çok iyi çalışıldığı ve mükemmelleştirildiğini görebiliriz. IKEA’nın Türkiye’de henüz dört mağazası var ama dünya genelinde kırkın üstünde ülkede yine üç yüzün üzerinde mağaza ile on bin çeşit ürün pazarlıyor. Geçen yıl altı yüz milyon kez ziyaret edilmiş. Yani ortalama bir mağaza yılda iki milyon kez ziyaret edilmiş. Acaba içlerinde onlarca mağaza buluna MASKO veya MODOKO yılda kaç kişi tarafından ziyaret ediliyor?

IKEA kendine has bir iş sistemi ile dünyaya mobilya satıyor. Kendi özel tasarım birimi ve alanında ünlü tasarımcıların ellerinden çıkma obje ve mobilyalar ile mobilya sektörünü baştan sona değiştirdi. Ürettiği ürünler “orjinal” olmanın yanı sıra görece ekonomiklerde burada iletişim çalışmalarında altını çizdiği seri üretim avantajı olsa da yerel firmaların lojistik üstünlüğünü karşı yassı ambalaj ile yerel rakiplerini devre dışı bırakması da önemli bir etken. ABC SES gibi üç farklı sınıfına hitap eden on bin ürünü, de-monte olarak tüketiciye sunuluyor. Türkiye’ye ilk girişinde pazarlama yayımlarında bunun büyük bir dezavantaj olduğunu belirten yazılar yayımlandı. Ama korkulan olmadı giden bir daha gitti hata insanlar IKEA’da bir biri ile brunch için sözleşti  çünkü IKEA mobilya mağazası olmaktan öte bir şeydi. IKEA’yı farklılaştıran beş temel unsurun olduğuna inanıyorum bunlar sırasıyla:

Okumaya devam et

Marka İsmi Nasıl Olmalı

Marka, firmanın reklam ajansı tarafından büyütülen çocuğudur ve markanın da her dünyaya gözlerini açan çocuk gibi bir isme ihtiyaçları vardır. Nasıl bir çocuk yaşamı boyunca o ismi taşıyıp o isimle özdeşleşiyorsa marka adları da üretilen ürün veya hizmetle bütünleşiyor. Firmalar oluşturdukları markalara her yıl daha fazla yatırım yapıp onların büyüyüp hatta devleşmesi için ellerinden geleni yapıyor tıpkı ebeveynler gibi.

Bu açıdan marka adlarının nasıl konulduğunu ve nasıl olması gerektiğini ele aldığım bu yazıda teşbihte hata olmaz ise bir çocuğa isim koyma süreci ile markaya isim koyma süreçleri bazı noktalarda benzerlikler gösteriyor. Nasıl bir çocuk daha anne rahmindeyken ona isim bulma süreci başlayıp bazen doğum haftası netleşiyor ise marka içinde aynı durum geçerlidir.  Ürün veya hizmet geliştirilme sürecinde bu çalışmalar başlar ve lansmandan hemen önce netleşip logosu yapılır.

Okumaya devam et