Katma Değer ve Marka

1970’lerde sanayi politikası oluşturulduğunda dövizin yurt içinde kalması için sanayi teşvikleri ikame ürünün yurtiçinde üretilmesine odaklanılmış; 1970 ve sonrasında bu politika ile milyarca dolar sanayicilere ikame ürün üretmeleri için teşvik sistemi ile aktarılmıştır. Dönemin sanayicileri de pazarda talep gören ürünleri ya yabancı üreticiler ile ortaklık yolu ile ya lisansla ya da doğrudan kopyalayarak  üretimini yapmışlardır. Örneğin MAİS firması Renault ile ortaklık yolu ile üretim yapmıştır. Tofaş, Murat 124’ü Fiat 124 şasesine oturtularak Türkiye’de yabancı lisansla ürettim yapmıştır. Diğer bir tarafan Selpak, Lassa, vs gibi bir çok ürün ise lisansız doğrudan ikame ürün olarak üretilmiştir. İkame ya da diğer adıyla muadil ürün üretmenin problemli yönü zamanla ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımın temel problemi katma değer oluşturamamasıdır; çünkü ikame ürün ne kadar başarılı olursa olsun sonuçta yan sanayi veya muadil ürün olarak pazarda tanımlandığı için özgün üründen daima daha ucuza satılır ve bu neden ile katma değer oluşturamaz. Başka bir ifade ile özgün ürün daha pahalıya alcı bulduğu için katma değer oluşturur ve pazarın kaymağını alır. Okumaya devam et

Project Purple: Bir iPhone Geliştirmek

RIAA (Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği) 1999 yılında P2P ağlarını ücretsiz müzik paylaşımı nedeni ile dava etmeye başmıştı. En büyük davada kuşkusuz o dönemin en büyük P2P paylaşım ağı olan Napster’a karşı açılmıştı. Diğer bir taraftan çıtayı yükselten RIAA kullanıcıları da dava etmeye başlayacağını açıkladı ve 2003 yıllına geldiğimizde Napster mahkeme karıyla kapatıldı. Yine aynı RIAA kullanıcalara yönelik ilk davaları açmaya başladı. Bu kaotik ortamda Apple, iki tarafın ortak çıkarını gözetecek bir çözüm üzerinde çalışmaya başladı ve endüstrinin büyük oyuncuları ile ön görüşmelere başladı.

“BİZİM İNANCIMIZA GÖRE PAZARLAMA VE ÜRÜN BİRLEŞTİ. TÜKETİCİ ÜRÜN VE PAZARLAMA DENEYİMİNİ BİR BİRİNDEN AYIRMIYOR.”
—Ajaz Ahmed

Apple, iTunes Store ile yeni bir iş modeli geliştirdi. Aslında bu model bir kazan kazan formülüydü. Müzik firmaları ve müzisyenler, kullanıcıları ortalama 1-2 hit parçanın olduğu gerisi vasat parçalardan oluşan 10 parçalık albümü almaya mecbur ediyordu. Fiziki olarak albümün başına bir şey gelirse kullanıcının bütün sahipliği son buluyordu. Ayrıca, kullanıcı dijital bağlamda ise bir albümü yalnızca bir cihaza kopyalayabiliyordu. Bu telif sistemi tamamen müzik firmaları ve sanatçıların lehine işleyen bir sistemdi ve bu sistemin mağduru olan kullanıcılar internet teknolojisinin nimetlerin faydalanıp bu parçaları ücretsiz edinmeye başlamıştı. Burada RIAA devreye girmiş ve büyük davalar açıp eski sistemin devamı için ayak diremeye başlamıştı. Apple ise yeni bir paradigma geliştirmişti. Albümün tamamı yerine yalnızca bir eser alınabilecekti bu da bir albümün fiyatını teorik olarak % 80 ucuzlatacaktı ve parçayı satın alan kullanıcı o parçayı kendine ait bütün cihazlarda kullanabilecekti hem de bir ömür boyunca… Bu yeni iş modeli ilk başta direnç ile karşılaşsa da zaman ile kabul gördü. Özetle bilinenin aksine Apple’ın iPhone’dan önceki en büyük başarısı aslında iPod değil iTunes Store’du. Okumaya devam et