Pazarlama İletiminden İletişime

İnternet öncesi dönemde kitle iletişim mecralarında bir diyalogdan/iletişimden söz etmek neredeyse imkansızdır. Diyaloğun oluşabilmesi için iki tarafında eşit koşullarda konuşabilme gerekliliğini göz önünde bulundurduğumuzda Web 2.0’dan önce kitle iletişim araçlarında diyalog yoktur ve de aslında hepsi birer kitle iletim aracıdır. Bu bağlamda kitle iletim araçlarını kullanan markalar ve iletişim tasarımcıları da bugüne kadar monolog yapmaktaydı.

Monoloğu etkileşime dönüştürmeye çalışan iletişim tasarımcıları çeşitli deneysel yöntemler geliştirdiler. Bunların başında Marshall McLuhan’ı dünyaya tanıtan Howard Luck Gossage gelmekteydi. Gossage 1960-70’li yıllarda geliştirdiği kampanyalarda marka- tüketici etkileşimini arttırmanın yollarını aradı ve yaptığı bazı kampanyalar ile bunu başardı (Reinier Ale).

Okumaya devam et

Mutfak Mobilyasında Dünya Markası Olmak

Tasarımın marka inşasında önemi kuşkusuz yadsınamaz. Bugün dünyanın en önemli markaları tasarım ile farklılaşmış durumdalar ve Ar-Ge yatırımlarının hatırı sayılır bir oranı da tasarıma harcanır.  Bu bağlamda marka olmak için ürünün iletişim dilinden önce tasarımının rakiplerinden farklılaşmış olması gerekiyor. Bu bir çok sektörde önemlidir ama mobilya sektöründe can alıcı bir öneme sahiptir. Örneğin yıllarca kullanacağınız bir mobilyayı satın alırken temelde bütçenize uygun ürünler içinden zevkinize en uygun tasarıma sahip olan ürünü satın alırsınız. Burada bütçe ikinci derecede belirleyicidir; çünkü tüketici mevcut bütçesine uygun bir ürünü hemen satın almaz. Bütçe genelde esnek alabilir ama tüketicinin uzun yıllar kullanacağı ürünle duygusal bir bağ kurması gerektiğinden bütün alternatifleri inceleyip kendine en yakın hissettiği ürünü satın alır. Yani asıl belirleyici ve zaman harcanan süreçte bu süreçtir.  Marka inşasında tasarım bu kadar önemliyken Türkiye’de mutfak mobilyası sektöründe bu göz ardı ediliyor. Yaptığım incelemelerde ülkemizdeki mevcut mutfak mobilyası markaları bu açıdan sınıfta kalıyor hiçbiri dünya markası olma vizyonuna sahip değil, daha çok yerel marka olma yolunda adımlar atıyor. Çünkü pazarın önemli oyuncuları kendi tasarımlarını üretmiyorlar genelde yurtdışında kendini kanıtlamış markaların tasarımlarını özel anlaşmalar ile Türkiye’de üretip satıyorlar.

Zaha Hadid

Sektöre baktığımızda ise sektörün büyüklüğü azımsanmayacak bir büyüklükte 2009 verilerine göre 3 milyar TL dolayında bir ciro gerçekleşmiş. Yerel markaların pazar payı ise %15-20 arasında pazarı domine edenler ise marangoz atölyeleri ve atölye irisi firmalar. Bunun en önemli nedeni de sektörün marka algısının zayıf olması.

Okumaya devam et

Marka İsmi Nasıl Olmalı

Marka, firmanın reklam ajansı tarafından büyütülen çocuğudur ve markanın da her dünyaya gözlerini açan çocuk gibi bir isme ihtiyaçları vardır. Nasıl bir çocuk yaşamı boyunca o ismi taşıyıp o isimle özdeşleşiyorsa marka adları da üretilen ürün veya hizmetle bütünleşiyor. Firmalar oluşturdukları markalara her yıl daha fazla yatırım yapıp onların büyüyüp hatta devleşmesi için ellerinden geleni yapıyor tıpkı ebeveynler gibi.

Bu açıdan marka adlarının nasıl konulduğunu ve nasıl olması gerektiğini ele aldığım bu yazıda teşbihte hata olmaz ise bir çocuğa isim koyma süreci ile markaya isim koyma süreçleri bazı noktalarda benzerlikler gösteriyor. Nasıl bir çocuk daha anne rahmindeyken ona isim bulma süreci başlayıp bazen doğum haftası netleşiyor ise marka içinde aynı durum geçerlidir.  Ürün veya hizmet geliştirilme sürecinde bu çalışmalar başlar ve lansmandan hemen önce netleşip logosu yapılır.

Okumaya devam et

Marka Nedir

Marka kendi içinde iki alt başlığa ayrılıyor. Birinci başlık fiziksel etmenlerdir. Bunlar;  logo, slogan, yazı tipi, kurumsal kimlik (basılı ve mimari) ve cıngıldır. Ayrıca günümüzde bazı kurumlar kokuyu da işin içine katıp bütün duyulara seslenmeye çalışıyor. Koku unsurunu kullanan kurumlar genelde showroom tarzı satış noktalarına sahip oluyor. Örneğin Türkiye’de Turkcell böyle bir uygulama başlattı ve bütün Turkcell İletişim Merkezleri’nde özel bir koku kullanıyor böylece Türkiye’de bütün duyulara hitap eden ilk marka oldu.

Böylece bütün fiziksel etmenler kullanılmış ve tamamen farklılaşılmış oluyor. Çünkü marka kavramının özünde farklı olmak yatıyor.

Bu noktada bazı kurumların marka kimliği yaratırken hep özendikleri kurumun renklerini ve tasarımlarını kopyalamaları üzücü bir durumdur. Çünkü marka kavramının özünde fiziksel ve psikolojik olarak farklılaşmak yatar. Bu tür yaklaşımlar kurumları kötü bir taklitçi durumuna düşürüyor.

Okumaya devam et

Marka ve Markalaşmanın Kısa Tarihi

Marka, TDK’ya göre İtalyanca kökenli bir kelime olarak geçiyor ama İngilizce “Mark” (işaret) kelimesinden İtalyancaya geçtiğini kabul etmek gerekir. 19. yüz yılda Amerikalılar markalama süreci için “burning their mark/ dağlayarak işaretlemek” kalıbını kullanıyor. Günümüzde ise İngilizcede marka kavramının karşılığı olarak “Brand” kelimesi kullanılıyor. Brand ise etimolojik olarak “burning their mark” sürecine verilen isimdir.

Dağlayarak işaretleme sürecini ne için kullanıldığını araştırdığımızda ise karşımıza 19. yüzyılda hayvancılık ile uğraşan Amerikalılar çıkıyor. Çiftlik sahipleri hayvanları mera ve pazarda bir birine karışmasın diye hayvanlarını kendilerine has işaretler ile dağlıyor. Böylece ortak mera alanlarında ve pazarda hayvanlar birbirine karışmamış oluyor. Bu işlemler alıcıların lehine bir sonuç doğuruyor çünkü doğal olarak belirli çiftliklerin yetiştirdiği büyükbaş hayvanlar diğerlerine oranla daha sağlıklı ve daha iyi et yağ dengesine de sahip oluyor. Bir süre sonra alıcılar bu çiftliklere ait büyükbaş hayvanları diğerlerine tercih etmeye başlıyor. Hatta alıcılar bu çiftliklerin büyükbaşlar hayvanları  için emsallerine göre daha fazla ücret ödeyip satın almaya başlıyor. Özetle bazı çiftliklere ait sığırlar daha çok rağbet görüyor bu bağlamda Amerikalılara göre markanın temelleri hayvanların dağlanması ile ayırt edici bir özellik kazanması ve bazı çiftliklerin yetiştirdiği hayvanlarının daha fazla rağbet görmesiyle başlıyor.


Evrensel bir açıdan baktığımızda ise arkeolojik kayıtlara göre bu tür uygulamaların izleri M.Ö. 2. yüzyılla kadar gitmektedir. Antik Yunanistan’da zeytinyağı üreticileri ürünleri için özel seramik küpler ürettirip, ürünlerinin sunumunu farklılaştırıyor. Bazı uzmanlara göre nakliye sırasında ve pazarda ürünlerin ayırt edilmesini sağlamak için atılmış bir adım ama özünde diğer ürünlerden farklılaşma çabası da var ayrıca o ürünlere daha fazla ücret ödenip ödenmediğini de bilmiyoruz. Çünkü marka olmanın önemli kıstaslarından biri farklılaşmak ise bir diğeri daha pahalıya ürün/hizmetin satılabilmesidir.

Okumaya devam et

Pazarlama Savaşında Konumlandırma 2

Karşı konumlandırma

Pazar liderine karşı veya pazara karşı yapılan karşı konumlandırmanın amacı: lideri veya pazarı hedef almaktır. Örneğin: Avis, pazar lideri Hertz’i hedef alıp, konumlandırma yapmıştı. “Biz daha çok çalışıyoruz çünkü biz ikinciyiz” adlı kampanyası ile kendi araçlarında, dolu kül tablası ile araç teslim etmediklerini, araçlarında her zaman benzin olduğunu anlatan ve tamamen Hertz’i karşısına alan samimi bir karşı konumlandırma yaptı. Böylece Avis pazarlama iletişimi tarihindeki en iyi karşı konumlandırmayı yapmış oldu. Türkiye’de en iyi karşı konumlandırmalardan biri Audi için yapılan ” Audi’de asla bulamayacağınız aksesuarlar!” adlı çalışmayı Hulusi derici yapmıştır. Kampanya gündem odaklı olup (Susurluk kazası) diğer lüks araç müşterilerini sonradan görmelik, rüküş ve mafya olmakla suçluyordu. Son olarak Luna için yapılan ve tüm margarin sektörünü hedef alan “Siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?” kampanyası da Serdar Erener tarafından yapılmış başarılı bir karşı konumlandırma çalışmasıdır.

Okumaya devam et